Tony Gurr

OTOYOLUN Sonu…

In Educational Leadership, The Paradigm Debate on 14/04/2011 at 6:50 pm

Öğretme ve öğrenme dünyasında geçirdiğin 25 yıl boyunca, “ben nasıl dersem öyle olur” diyen birçok idareci / yöneticiyle tanıştım. Pek çoğunuzun da bildiği gibi eğitimde liderlik hakkında “sözünün arkasında durmak” üstüne fikirleri de sık sık ele aldım.

Artık, Obi Wan’ın da dediği gibi “Yalnızca Sith mutlak olanla uğraşır”ı hepimiz biliyoruz ama bu iki perspektifi karşılaştırıp, 21. yüzyıl Öğrenme Örgütü’ne en iyi uyacak “eğitim liderliği” formunu incelemenin faydalı olacağını düşündüm.

 

Ayrıca, bir Jedi bile zaman zaman olayların karanlık yüzüne bakmak zorundadır.


21. yüzyılın cesur ve yeni eğitim dünyasında başarı yalnızca bir kurumun uyarlama becerisine değil, aynı zamanda hızlı bir şekilde uyarlama, benimseme becerisine de dayanmaktadır. Eğer okullarımız ve üniversitelerimiz karşı karşı olduğumuz güçlüklerle yüzleşecek şekilde ilerleyecekse, öğrenmeyi kültürel sermayelerinin merkezi unsuru haline getirmek zorundadırlar.

Tony, bu çok aptalca”! Bazılarınızın böyle mırıldandığını duyabiliyorum.

“Elbette ki okullarımız ve üniversitelerimiz öğrenmeyle ilgili. . . öyle değil mi?

Ne yazık ki, karşı karşıya olduğumuz durum bu değildir.

 

Okullarımızın pek çoğu “öğretme okulları”dır (öğrenme okulları değil).

Yükseköğretim kurumlarının büyük kısmı “öğretim ve araştırma” kurumlarıdır.

Hepsi “öğrenilmiş” olan üstüne bir kültür geliştirmiştir ve “öğrenme evlerinin” daha güçlü bir temel üstüne inşa edilmesi gerektiğini fark etmezler – öğrenme kültürü.

Schein kültürü dünün problemlerine getirilen çözümler olarak tanımlar ve bir örgütün kültürünü de zaman içinde insanların geliştirdiği davranışlar, amaçlar ve değerlerin bir bütünü olarak görür.

Haklıdır da – örgütsel liderliğin Jedi Ustası’na karşı çıkacak konumda değilim elbet.

Ne var ki, kültürün amacı insanlara dünyayı nasıl “göreceklerini öğretmektir” (Bodnarczuk). Dünyamız hızla değişirken, ne tür kültürün gerekli olduğunu sorgulamalıyız.

Son yıllarda örgütsel kültürde “bir sonraki en iyi örnek” anlayışı yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu görüş birçoğumuzun içinde büyüdüğü kültür yapısına uzaktır – bize “öğreten” (ve hâlâ da öğretmekte olan) birçok eğitim lideri ve yöneticisinin görüşlerinden de oldukça farklıdır:

Bu yeni görüşün üstüne temellendirildiği nosyonlar ve kavramların çoğu dünyamızdaki Taylorist bürokratların mekanik görüşlerinden daha “insani”dir ve daha “organik”tir.

Bu yeni kültürel sermaye paradigmasında “öğrenme”nin merkeziliği” görmezden gelinemez.

Sürekli değişen koşullar ve belirsizlikler dünyasında, giderek daha çok sayıda eğitimci gerçek değişimin tek başına müfredat yenileme ya da profesyonel gelişim programlarıyla gerçekleştirilemeyeceğini fark etmektedir (gerçi bu da iyi olurdu) – değişim kültür düzeyinde başlamalıdır ve bunun da anahtarı öğrenmedir.

“Ben ne dersem o olur” türü eğitim liderleri bunu anlamamaktadır – onlar geçmişte yaşamaktadır, aldıkları kararları belirleyen belirli bir bakış açıları vardır ve etrafındakilerle iletişim kurma yöntemleri de bellidir.

Yanlış anlamayın.  . . Bu insanların “karanlık Sith Lordları” olduklarını söylemiyorum (ama aşağıda Peter’dan yaptığım alıntıya bakım). Birçoğu çalışkandır, çoğu öğrencilerin çıkarlarını düşünür, “iyi”den “mükemmele” geçmek arzusu içindedirler.

Sorun, onların dünya görüşlerinin “bilinçsiz bir şekilde” gelişmiş olmasıdır ve onlar “sözlerinin arkasında olduklarına” inanırlar– gerçekten de pek çoğu öyle de yapar. Ne var ki, bu dünya görüşleri, onları yaratan kültürler gibi, dünün problemlerine getirilen çözümlerin bir toplamından ibarettir.

Oysa bizler, “yarın” hakkında daha çok konuşmalıyız!

Sözünün arkasında duran eğitim liderlerinin çoğu bu mesajı “duyar”. Pek çoğu Stephen Covey’in ve örgütsel düşünürlerin mühim tavsiyelerine kulak vermiştir – bunların çoğu iyi birer dinleyici, iyi motivasyon kaynakları ve ilgili kişilerdir.

Peki ya etkililer midir?

Sözünün arkasında durmak, ne dediğini bilmeyi, bilinçli olmayı gerektirir ve daha da önemlisi onu “yaşamayı”.

Bir öğretmenin etrafta dolaşıp öğrenmeyle ilgili konstrüktivist fikirleri ve insancıl yaklaşımları savunmasının pek de havalı olmadığını hepimiz biliriz – ama bunlar “düzenli çalışmaya” dayanmaktadır ve kapalı sınıf kapılarının ardında “düzen, disiplin ve saygı” çağrısı yapmaktadır.

Eğitim liderleri için, “ben katılımcı karar almaya inanıyorum” demenin ve ardından da sürekli “takipçilerinin” sağduyusuna karşı gelmenin bir faydası yoktur (bu kelimeyi sevmiyorum ama burada kullanmak zorundaydım – anlıyorsunuz, değil mi?)…

“Sözünün arkasında duran” eğitim liderleri ile “ben ne dersem o olur” eğitim liderleri arasındaki çizgi incedir.

Bunu sık sık unuturuz. Artık, neden Yıldız Savaşları’nı bu kadar çok sevdiğimi biliyorsunuz.…

Bu iki perspektife mutlak bir şekilde bakmaktaki problem şudur ki, hem “sözünün arkasında durmak” hem de “ben ne dersem o olur” yaklaşımı kendi fikirlerine ve bu yolun “doğru” olduğuna inanmaktadır.

Ne var ki, yalnızca “doğru” olduğumuza inanmamız bizi “doğru” kılmaz. İnsanlar sosyal hayvanlardır –bir arada yaşarız, nefes alırız ve büyürüz. Ancak, büyüme oranımız farklıdır – ve bu da “doğru” gibi görünen yeni fikirlerin başkalarına dayatılamayacağı ve dayatılmaması gerektiği anlamına gelir.

Mevlana’nın da dediği gibine kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır

Dahası, siz her ne kadar “sözünün arkasında duran” liderlik okulundan mezun olmuş olursanız olun, aynı zamanda öğrenmeye, sözlerini değiştirmeye ve farklı sözlerin de arkasında durmaya hazırlıklı olmalısınız – zaman zaman.

Peki ama 21. yüzyıl için mi yarışıyoruz ve bu yüzyıl yeni bir kültürel sermaye paradigması ve yeni tür bir eğitim liderliğini gerektiriyor mu?hangi düşünce ekolü daha donanımlı?

Ben bahsimi “örgütsel kültürün DNA’sındaki öğrenme genini harekete geçirmek zorunda” olduğumuzu söyleyen “Usta Jedi Schein”a koyuyorum.

Yani, eğer bir eğitim lideriyseniz ya da olmak istiyorsanız:

  • HATIRLAYIN – liderler kurumlarından, takımlarından ve bu takımların kültüründen sorumludur. Liderler başkalarını, geçmişi suçlayamaz – “yeni bir gelecek” yaratmak için sorumluluğu üstlenmek zorundadır.

Ve,

  • KENDİNİZİ TANIYIN VE “gölgenizin” ne kadar uzağa düştüğünü bilin.

En iyi tavsiye şudur:

  • Yavaşça İLERLEYİN ve eğitimcilerin rüyalarını yıkmanın öğrencilerin öğrenmesine zarar verdiğini unutmayın – ve sizin öğrenme sonuçlarınızı
  • DERİNLEMESİNE DÜŞÜNÜN ve her gün işe gitmeden “aynaya” bakın
  • ÖĞRENİN ve her gün kendinizi baştan yaratın

“İlham perime” ve evlenme şansına nail olduğum en iyi “doğal danışmana” teşekkür ediyorum. Ayrıca, Peter Koestenbauma da derin minnet duyuyorum – bir “yabancı”ya 80. doğum gününde Skype’da sohbet etmek için 2 saatini ayıran bir adam – ve o yabancıya “doğru yolda” ilerlediğini gösteren ve bana şu alıntıları veren adam:

“Bir insanın itibarını yıkmak şeytanidir. Başkalarının duygularına karşı duyarsız kalmak şeytanidir. İnsanların özsaygısını desteklememek şeytanidir”.

Ve elbette George Lucas’ı da unutamayız – bana “iyi ve kötü” hakkında her şeyi o öğretti!

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: