Tony Gurr

Soruların Gücü (Part İki)

In The Paradigm Debate on 18/02/2011 at 11:10 am

“Bir sorunun kalitesini karmaşıklığıyla değil tetiklediği düşüncenin karmaşıklığıyla ölçebiliriz.”

Joseph O’Conner

8

Siyasetçiler ve eğitimciler için yaşadığımız dünyanın hızlı bir ekonomik, siyasi ve kültürel değişimden geçtiğini ve yeni bir dünya düzeni yarattığını vurgulamak, neredeyse bir klişe halini almıştır – teknoloji, küreselleşme ve yeni bilgi formlarına dayanan bir dünya düzeni.

Bu her ne kadar bir klişe de olsa, dünyanın daha önce görülmemiş ve çok boyutlu bir değişimden sürecinin ortasında olduğunu gösteren bir dizi ekonomik, teknolojik ve demografik gösterge vardır. Bu dönüşümsel dönem geleneksel sosyal ve kültürel ilişkilerin yeniden değerlendirilmesine ve ekonomik-siyasi gerçeklerin de yeniden şekillenmesine yol açmaktadır. Aynı zamanda eğitim oyununun kurallarının yeniden yazılmasına ve okullarımızla üniversitelerimizde “iş yapma” şeklimizi değiştirmemize neden olmaktadır.

8

Eğitim sistemleri küreselleşen dünyada öğrencilerin hayatta kalma kapasitelerini geliştirmeleri için çalışırken gerçekleşen kapsamlı müfredat reformları ve katı öğretimin sonunun geldiğini haber veren kitaplar ve makaleler okuyoruz. Dünyanın değişik yerlerindeki konferanslarda, ister iletişim yazılımları, mobil telefonlar ya da video blogları olsun, teknolojik yeniliklerin çocuklarımızın öğrenme ortamlarını nasıl dönüştürdüğü tartışılmaktadır. “Tam zamanında” eğitim ve proje ya da problem-odaklı işbirlikçi öğrenmenin önemine dair bir fikir bombardımanına tutulmuş haldeyiz.

Bu raporlarda üç temel mesaj yatmaktadır:

  • EĞİTİM değişmiştir – artık etkili öğrenme ve öğretme hakkında çok daha fazla şey biliyoruz ve müfredat, değerlendirme, teknoloji ve kalite ile etkilik programlarındaki yeni gelişmelerden faydalanabiliyoruz.
  • ÖĞRENCİLER değişmiştir – öğrenciler onları hayata, iş dünyasına ve yurttaşlığa daha iyi hazırlayan öğrenme olanakları talep etmekte; faal, zorlayıcı ve katılımcı öğrenme faaliyetleri ile hayatlarında kayda değer bir değişim yaratacak bir eğitim istemektedirler.
  • İŞVERENLER değişmiştir – işverenler bildikleriyle daha fazla şey yapabilen, daha güçlü eğitim ve öğrenme becerilerine sahip olan, daha iyi tutumlar ve kapsamlı iletişim becerileri taşıyan mezunlar istemektedir.

8

“Öğrenen,” “öğrenme”, “öğrenen kurum” ve “hayat boyu öğrenme” kelimeleri bugünlerde bu tür mesajlarda giderek daha sık kullanılmaya başlanmıştır ama daha yakından incelendiğinde aslında başka bir şeyden bahsedildiği görülmektedir – ve kelimeler de kağıt üstündeki mürekkep lekeleri ve bilgisayar ekranındaki beneklerden daha öteye geçmemektedir. Okullarımız ve üniversitelerimizin nasıl iş yaptığına bakacak olursak, öğrenmeyle ilgili çok az gerçek tartışma olduğunu görürüz. Öğrenme ve öğrenenlerle ilgili olduğunu iddia eden birçok “girişim” vardır fakat odak noktası oldukça farklıdır. Bu girişimleri daha eleştirel biçimde ele aldığımızda çoğunun öğrencilerin hayatlarını değiştirmek, gerçekleşen öğrenimin kalitesini arttırmak ve mezunların aileleri, işverenleri ve topluma daha çok katkıda bulunmasını sağlamakta pek de başarılı olmadıklarını görürüz.

İki “boşluk” vardır:

  • Dün “yaptığımızı söylediğimiz” şey ile bugün “yaptığımızı söylediğimiz” şey arasındaki boşluk
  • Nereye “gittiğimizi söylediğimiz” ile bugün “pratikte nerede olduğumuz” arasındaki boşluk.

Bu iki boşluğun doğasını incelerken şu soruyu sormamız şaşırtıcı değildir:

  • İnsanların bahsettiği bütün o en iyi pratik örnekleri nerede?
  • Öğrenmeyi genişleten o sözde gelişmeler (pratikte) nerede?
  • Öğrenenlerimizin hayatında gerçek bir fark yaratan dönüşüm uygulamaları (pratikte) nerede?
  • 21. yüzyıla yolculuğumuzda bize rehberlik eden “bir sonraki en iyi örnek” nerede?

8

Beklediğimiz dönüşüm anı vaadi yalnızca bir vaat olarak kalmaktadır. Aslında “alıntı, çalıntı ve –miş gibi yapmak” kültürünü tercih etmemizin temeline konulmuş bir vaat.

Kurumsal gelişim, topluluk kurma ve sivil katılım alanlarında çalışmalar yapan bir yazar ve düşün adamı olan Peter Block da Nasıl’ın Cevabı Evettir: Önemli Olana Göre Davranmak (2001) adlı kitabında benzer güçlüklere ve anlamlı değişimin eksikliğine dikkat çekmiştir.

Block cevap eksenli dünyamızın “Ne işe yarar?” sorusunu bir takıntı haline getirdiğini ve önemli değişimlerin ancak “Önemli olan nedir?” sorusu etrafında gelişen anlamlı öğrenme tartışmalarına dayanan “içsel bir yolculuk” sayesinde gerçekleşebileceğini fark etmediklerini iddia etmektedir.

Hepimize “fazla” gelen modern hayat hakkındaki endişesine dile getirmekle başlar – hepimiz giderek daha az anlamı olan şeyler hakkında, daha çok iş yapıyoruz! Bu cevap eksenli dünyamız ve Block’un “nasıl pragmatik olunur” diye açıkladığı tek tip soru kalıbına takılıp kalmış olmamızın doğrudan bir sonucudur.

Block çoğu bireyin, grubun ve örgütün değişime şu soru üzerinden yaklaştığını belirtir:

  • Bunu nasıl yaparım?

Block, bir şeyi nasıl yapacağımızı sorduğumuzda, sorunun kendinin zaten neyin pratik, somut ve anında kullanıma uygun olduğuna önem verdiğimizi gösterdiğini ve “önemli olan nedir?”i göz ardı ettiğimizi söyler. Sorunun kendi eylem karşısında bir engel teşkil eder. Dahası, bu soru genellikle, “önemli olana göre davranmak” değil, “başlarını öne eğip kurallara bağlı kalmayı” isteyenler tarafından bir “araç” olarak kullanılır.

Bu soru, der Block, kendini takip eden “nasıl-sorularıyla” daha da vurgulanır:

  • Başkaları bunu nasıl başarılı bir şekilde yapıyor?
  • Kaça mal oluyor?
  • Ne kadar sürüyor?
  • O insanları nasıl değiştirebilirsiniz?

8

Block’un fikirleri doğru soruları sormanın ve insanları katılımcı bir topluluk olarak bir araya getirmeye önem atfedilmesinin önemini vurgular –tabii gerçek bir fark yaratmak istiyorsak. Block’un da belirttiği gibi, “yanlış soruyu sormak bizi filozofun ikilemine düşürür: Karanlık bir odada, orada olmayan siyah bir kediyi arayan, kör bir adama dönüşürüz.

Block’un fikirleri aklıselim düzeyinde son derece caziptir ama “doğru sorular nedir?” sorusunu akla getirir. Block anlamlı değişim ya da dönüşümün asla en iyi örneklerin bir listesini toplayarak gerçekleşemeyeceğini ileri sürer; paradokslar yaratan, her cevabın kendi problemlerini beraberinde getirdiğini idrak eden” derin sorular sormakla gerçekleşir.

8

Peki bu sorular nedir? Block şu önerileri belirtir:

  • Kime hizmet ediyoruz?
  • Birlikte ne yaratmak istiyoruz?
  • Bugün yaptıklarımız sonucunda yarın dünya nasıl farklı olacak?

Diğer “nasıl soruları”na alternatif olarak da şunları önerir:

  • Neyi görmezden geliyoruz?
  • Ödemeye hazır olduğumuz bedel ne?
  • Hangi fedakârlıkları yapmaya hazırız?
  • İlgilendiğimiz probleme olan katkımız nedir?

8

Eğitimciler (ve son yıllarda siyasetçiler) yıllardır okullarımız ve üniversitelerimizle ilgili sorular sormaktadır. Şu tür sorular:

  • Diğer eğitim sistemlerinde işe yarar olan nedir?
  • Öğrencileri nasıl motive ederiz ve daha iyi öğrenmelerini sağlarız?
  • Öğrenci performans düzeyini nasıl yükseltiriz?

Bu sorular yüz binlerce sayfa tavsiye, politika girişimi ve proje özeti üretilmesine neden olmuştur – Finlandiya ve Singapur gibi ülkelere giden “eğitim turistleri”nin sayısını da arttırmıştır!

8

Bu tür sorulara ve önerilen cevaplarına daha yakından bakacak olursak, hem filozofun ikilemini hem de Block’un “nasıl pragmatik olunur” zihniyetini okullarımız ve üniversitelerimize nasıl taşımız olduğumuzu da “sezmeye” başlarız. Çoğu okul ve üniversitenin stratejik planlama araçları ve kalite geliştirme gündemlerini incelersek, daha derin düşünce ve gerçek değişimi tetikleyen soruların eksikliğini fark ederiz.

Şunlara benzer çok az soru buluruz:

  • Öğrenenlerimize ne yapmak için buradayız?
  • Eğitim sisteminde gerçekten “önemli olan” nedir?
  • Okullarımız ve eğitim sistemimizde öğrencilerin öğrenmesinin önüne geçen nedir?
  • Eğitimde şu anki “iş yapma biçimimiz”de yanlış olan nedir?

8

Müfredat yenileme, öğrenme için değerlendirme ve eğitim tasarımı alanlarında şu derin sorulara çok az rastlarız:

 

Eğitim paydaşlarının hâlâ “daha zayıf” ya da “daha az stimüle edici” şu tür sorular sorduğunu görürüz:

  • Ne öğretmeliyiz?
  • “İyi” öğretme nedir?
  • Öğretmenin kalitesini nasıl geliştirebiliriz?

8

Kısaca,

  • Kendimizi diğer okullar ve üniversitelerden nasıl farklı kılarız?

gibi “alıntı, çalıntı ve –miş gibi yapma” kültürü soruları yerine; şu tür sorulara ihtiyacımız vardır:

  • Bir öğrencinin 21. yüzyılın karmaşık gerçekliklerine alışması için ne gereklidir?
  • Bütün öğrencilerimiz ve kadromuzun öğrenmesini genişletmek ve geliştirmek için ne yapabiliriz?
  • Okullarımız ve öğretmenlerimizin sürekli öğrenmeye devam etmeleri için ne yapabiliriz?
  • Bundan nasıl emin olabiliriz?

8

Yukarıda belirttiğimiz türden daha derin sorular sorarak Block’un diğer sorularına da yanıt verebiliriz:

  • Eğitimciler ve yöneticiler ne ölçüde “kör insan” rolünü oynuyor?
  • Ne ölçüde “karanlık oda”nın etrafında dolanıyorlar ve eğer odada “kara kedi” yoksa, ne var?

8

Son bir not. Bu tür sorular basında oynanan ve genellikle parmakları öğretmenler ve eğitimcilere yönelten suçu başkasına atma oyunun bir parçası olmak niyetiyle geliştirilmemiştir. Eğitim paydaşlarının, eğitim ve öğrenci öğrenmesiyle ilgili anlamlı eğitim tartışmalarına katılmalarına yardımcı olmak için tasarlanmışlardır. Bu tür tartışmalar yalnızca öğretmenlerin yaratıcı, dönüşümcü düşünce kapasitelerini arttırmakla kalmayacak, aynı zamanda diğer paydaşlara da gerçek eğitimcilerin kendi içlerinde hangi “cevapları” barındırdıklarını gösterecektir – bu cevaplar yalnızca Finlandiya ve Singapur’da değildir.

8

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: